Türkçe
Tundra Hikayeleri
Grubunda farklı Element Türünde en az 3 karakter olduğunda Element Ustalığı 120 artar.
Kullanan Karakterler — Mızrak
Hikâye
Efsanelerde anlatıldığına göre kış Hyperborea'dan esip gelmiştir. Oradaki fiyortlar ve kuzey ışıkları kurt dişleri gibi keskin ve kıvrımlıdır. Buzullarda ve karla örtülü topraklarda sürekli yeni buzul çatlakları açılır, sonra bu çatlaklar dolar, diyar sürekli dönüşüm geçirip sürekli yenilenir... Ta ki buz kesmiş toprak, adeta bir iradesi veya bir hayali varmışçasına kendini kıtanın göbek bağından koparana kadar. Donmuş denizin derinliklerinde beyaz taşların ve altının ülkesini keşfeden küçük Ajax'ın efsanesi kalmıştır yalnızca geriye. Bu genç kahramanın hikayesi, kalın buz tabakasından buram buram yayılan donmuş havayı biraz olsun ısıtır, diyara hayat getirir. Bu ufaklık hakkında türlü türlü hikayeler anlatılagelir. Engin denizlere yelken açıp kocaman bir balinanın karnına girmesi, yedi gün boyunca donmuş ovalarda bir ejderle savaşması... Atıldığı maceralar sonsuzdur. Öyle ki Snegurochka ile birbirlerine tutuldukları fakat hainlerin şeytani oyunları yüzünden kavuşamadıkları bile anlatılır... Heyhat, ne büyük bir trajedi! Anlatılmaya değer başka bir hikaye ise şöyledir: Buzun altında zıpkınla balık avlamak için doğmuş bu çocuk yarılan yerden içeri düşer ve şimdiye dek keşfedilmemiş bir krallıkta bulur kendini. Geçmişte yaşanan bir afet ile yeryüzünün derinliklerine gömülen bu kadim başkent, yıllar boyu toprakla örtülü kalmasına rağmen hâlâ şafak vakti yükselen güneş gibi ışıl ışıl parlamaktadır. Krallığın ağırbaşlı ve sessiz kralı, özenle yontulmuş devasa beyaz tahtında oturmaktadır. Elinde ise henüz böcekler tarafından kemirilmemiş asa durur. Avludaki gümüş beyaz ağaçların dalları, bir annenin veya bir sevgilinin kolları gibi kıvrılır; erdemli ve bilge bir rahibi sevgiyle bağrına basar. Güzel fakat tehlikeli bir yaşamın izleri tekrardan yeşermektedir. Yaman canavarlar birer birer bin yıllık bir uykudan uyanır... O sırada uzaklardan bir ses gelir... "... Baba! Baba! Oltada balık var!" "... Hah. Özür dilerim." "Peki sonra ne oldu? Sonra ne oldu?" "Doğru ya, evet... Oğlan sonunda krallığın derinliklerinde uyuklayan ejderi yendi." Ejder akla hayale sığmayacak miktarda altının üstüne yatmıştı. Gel gör ki oğlan nazik ve cesur biriydi, altının felaketin ve kaosun habercisi olduğunun farkındaydı. Bu yüzden hazineden yalnızca kendi ihtiyaçlarına ve hasta arkadaşlarını iyileştirmeye yetecek kadar altın aldı. "Ee? Hikaye böyle mi bitiyor yani?" "Son." "Yok artık... Başka bir hikaye daha anlat bari!" "Başka hikaye başka zamana olsun, ne dersin? Bugünlük burada bitirelim. Baksana, balıklar bile korkup kaçacak artık."