Türkçe
Lezzet Senfonisi
Saldırıyı %12 artırır. Kuşanan karakter savaş alanında değilken Saldırı ek %12 daha artar. İyileştirmeden sonra, kuşanan karakter ve onun iyileştirdiği karakterler "Tatlı Yankılar" etkisini kazanır ve 3 saniyeliğine Saldırıları %32 artar. Bu etki, kuşanan karakter savaş alanında olmasa da tetiklenebilir.
Kullanan Karakterler — Mızrak
Hikâye
Dışarıdan öyle görünmese de Athanatoi Lejyonunun Açık Denizin kabilelerini ve krallıklarını fethetmeye adadığı uzun yıllardan artakalan, bitmek bilmeyen savaşlardan ibaret değildi. Altın iktidarın şiddetli bir gelgit gibi coştuğu ancak Tanrı Kral'ın arzularını süsleyen melodinin henüz tamamlanmadığı o gece, en yüce Harmost olan cömert Euergetia, geçmişte kalan halkların içten yakarışlarına huşu içinde, derin bir tefekkürle kulak verdi. Sıla hasreti çeken bu insanlar her ne kadar altın başkentin ihtişamıyla büyülenmiş ve Tanrı Kral'ın eşsiz merhameti ve azameti karşısında diz çökmüş olsalar da önlerindeki tayınlarla yetinirken zafer şarkıları eşliğinde kadeh kaldırdıklarında, özledikleri o güzel yemeklere gidiyordu akılları. Taştan golemler ne açlık ne susuzluk bilirdi fakat eski zaman insanları, et ve kandan ibaret bedenlere hapsolmuş ruhlardı. Kötü yemekler onları mutsuz ederdi. En yiğit komutanlar dahi şanlı zaferlerine yenilerini eklemek istiyorsa askerlerin iaşesini sağlamak gibi çeşitli angaryalardan kaçamazdı. Elbette Tanrı Kral'ın emirleri buyruk niteliğindeydi. Sorgulanması veya karşı çıkılması mümkün değildi. Ancak yine de hızlı çürüyenlerin zayıflığı göz ardı edilmemeliydi. Mademki o ahenkli, o muhteşem senfoni Açık Deniz'deki tüm canlıları kucaklayacaktı, o halde onların bu minicik arzusunu yerine getirmek de bir sorun teşkil etmeyecekti. Barbar kökenli sarışın meslektaşı, ihmalkarlığından dolayı yine arkasından söylenecekti ama her zamanki gibi onu durdurmaya çalışmayacaktı. Yüce bir Harmost, iradesiyle yeryüzünün temellerini dahi sarsmaya muktedirdir. Tat ve aroma yaratmak, onun kudretinin yanında nedir ki? Böylece Euergetia, hem yuvalarını yitirmiş biçare kullar adına hem de imparatorluğun ebedi şanı ve zaferleri uğruna bazı düzenlemelere başladı. Duyma ve tat alma duyuları ahenkle yankılanabilir, savaş davullarının tok sesiyle kılıçların çarpışma sesi aynı melodinin parçaları olabilirdi... Bunların hepsi onun kullanabileceği notalardı. Sıra dışı bir melodi ve basit bir yemek, bir kölenin yalnızca anılarında kalmış olan nefis lezzetleri ona hatırlatarak moralini yükseltebilirdi. Tabii bu sadece hayali bir teselli olurdu ama yanılsamalar ve toz, dünyevi olan her şeyin başlangıcı ve sonu değil miydi zaten? Euergetia altın sarayda dünyaya gelmiş, taştan boğa ve aslan heykellerinin bulunduğu porfir tapınakta yüceltilmişti... Arzularından arınmadan evvel o da yumuşak melodilerin ve bal gibi tatlı şekerlemelerin büyüsüne kapılmıştı bir zamanlar. Eğer o yolda ilerlemeye devam etseydi belki en yüce olanlar bile bir gün o kutsal yemekleri tadabilirdi ve böylece insanlar tüm çatışmalara ve farklılıklara rağmen ortak bir paydada buluşabilirdi... Ancak o altın imparatorluk, ebediyetin son melodilerini hiçbir zaman tamamlayamadı, zira gizemli ve köklü bir değişim, bembeyaz taşlardan yapılmış o kaleyi bir gecede yerle yeksan etti. Hem kötüler hem de iyiler aynı şekilde okyanusun derinliklerine gömüldü... Ve o masumane, ihtişamdan uzak olan lezzetli yemekler yeme arzusu, uyumun ve zaferin senfonisini aşarak günümüz Fontaine'ine ulaşacaktı...