Türkçe
Saklı Gümüşün Ahdi
Element Patlaması Hasarını %20 artırır. Kuşanan karakterin Enerji Kapasitesi 60/40 üzerinde olmadığında Element Patlaması Hasarı ek olarak %16/%28 daha artar.
Kullanan Karakterler — Kılıç
Hikâye
"Hep bildiğin üzere Ailacığım, canım evladım, en değerlim, biriciğim..." "Gümüş ışığın en saf hali akıyor kanımızda, Donuk Ayın lütfunu almayı hak eden yalnızca bizleriz." "Yabancı bir oğlanla evlenemezsin, uzak kuzeyin halkı için Cennetin varisini doğurmak var senin kaderinde." "Donuk Ayın hanımı çoktan gümüş ipliğiyle dokudu bu dünyadaki tüm yolları. Artık her şey bu ipliğin sessiz dansıyla uyum içinde hareket ediyor." Karanlık felaketin henüz uç diyarlara uğramadığı zamanlardı, uzak kuzeyin Başrahibesi günah dolu ve sapkın eylemlerini tekrarlasa da nafileydi. Tanrılara olan güçlü adanmışlığından ya da ışığını hiç dünyayla paylaşmamış ölü tanrılara inanmadığından olsa gerek, (Nihayetinde ikisi arasında pek bir fark yoktu, onu büyüten büyükannesi hiç birbirinden ayırmazdı bunları.) genç hizmetçi Başrahibenin her emrini sarsılmaz bir sadakatle yerine getirdi. Yumuşak sözleriyle üstünü örttüğü cezalar ne kadar acımasız olursa olsun, nazik ve mülayim büyükannesinin sözünden çıkmazdı hiç. İster birinin ipi gümüşten keskin bir bıçakla kesilsin ister başkasının şarkısı gecenin karanlığında susturulsun, tüm günahlar ayın bahşettiği kutsal kanı arındırmak için işlenirdi, zira yalnızca kızıl sudan içerek erişilebilirdi mükemmeliyete. "Hep yaptığın gibi Ailacığım, canım evladım, en değerlim, biriciğim..." "Madem sana güveniyor, o zaman bilgeliğini kullanarak ona rehberlik et. Onu doğru yola yönlendir ve mabede götür." "Solovei denen adam tehlikeli bir katilden fazlası değil. Buna rağmen yaptığı tüm kötülüklerin üstüne bizden koruma talep etmeye cüret ediyor." "Buraya geldiğinde onun zehirli ipliklerini kesmek için kılıcını arkasından kalbine saplayacaksın." Başrahibenin aldığı tek cevap sessizlikti. Takipçilerinin itaatine alışanlar ise sessizliği her seferinde rıza olarak algılardı. Hizmetçinin uzun yıllar süren itaati, kirliliğin getirdiği tüm bu acıların onda bir kez bile kızgınlık uyandırmadığına inandırmıştı Başrahibeyi. Tabii o kutsanmış kişiydi ve kaderinde Kutsal Varisi dünyaya getirmek vardı. Yaptığı fedakarlıkların bin yıllık bir fermana hizmet ettiğinin gayet farkındaydı. Bu yüzden uzak kuzeyin Başrahibesi, saf gümüşten kılıç sırtını delip geçtiğinde bile anlamamıştı ihanetinin nedenini. "Heh... Bay Solovei haklıydı. Bize yalan söylüyordun Lovia Nine." "Öyle olmasaydı... İplerin kesildiğinde ay ışığı gibi gümüş yerine şafak gibi kırmızı kan dökülmezdi, değil mi?"