Türkçe
Gece ve Gündüz Karşıtlığı
Kuşanan karakter her 10 saniyede bir ilgili türde "Armonik Parça" çalarak şu sırada güçlendirme kazanır: +%18 Saldırı > +120 Element Ustalığı > +%28 Yıldız Parıltısı Tepkimesi Hasarı. Her bir Armonik Parça 10 saniye sürer. Bu etki, kuşanan karakter alanda olmasa da tetiklenebilir. Ayrıca bir Yıldız Parıltısı tepkimesi tetiklemek, bu tepkime tetiklendiğinde etkin olan Armonik Parça ile aynı etkileri kazandıran ve 12 saniye süren ek bir "Armonik Parça: Kontrpuan" etkisi verir. Bu etki orijinal Armonik Parça etkisiyle birikir ve 12 saniyede bir tetiklenebilir.
Kullanan Karakterler — Çift Elli Kılıç
Hikâye
Beyaz taştan örülmüş sessiz koridorlarda, ebedi ahengin kutsal kanunu, müzisyenlerin parmakları arasında rahat bir edayla hüküm sürüyordu. Altın sarısı saçlı can yoldaşı, görkemli mor cübbeyi usulca okşadı ve eğilip müzisyenin kulağına fısıldadı. "Dostum. Kardeşim. Kaldır başını da şu gafil kölelere bir bak." Sesi bal kadar tatlı, bir ezgi kadar narin olsa da inkar edilemez bir gururla yoğrulmuştu. "Sırtlandığımız o kahredici çileyi, sefahat dolu lüks hayatlar sanan şu ayak takımının ahmaklığı..." "Yazık, hem de çok yazık... Böylesi muazzam bir solonun fani topraklarda heba olması." Müzisyen çalmayı bıraktı; dudaklarından tek bir itiraz dökülmedi, yalnızca iç çekti. Şüphesiz ki dünyanın temellerini sarsabilecek ve fanilerin hayal dahi edemeyeceği mucizeler yaratabilecek bir kudrete sahip olsa da, uyumluluk olarak bilinen ve tüm suların acı kederini arındırmayı gerektiren bu vazife, özünde kişinin kendi ruhunu yakacak bir odun misali ateşe atmasından farksızdı. Yüksek kanallardan akan keder, acı ve hınç; onların ellerinde ahenge kavuşup arınmalıydı, altın sarayındaki Tanrı Kral, tüm ruhları kurtarmaya dair o yüce ve trajik dileğini gerçeğe dönüştürebilsin diye. "Kibir ve gururun gözlerini kör etmesine izin verme dostum, kardeşim." "Bizler, sözünü ettiğin o gafil kölelere yol göstermek ve onları kurtuluşa erdirmek için yüceltildik." "Onları böylesine hor göreceksek, Sebastos'un mükemmel melodisini nasıl çalarız?" Altın sarısı saçlı dostu soğuk bir edayla homurdandı ve zayıf noktası yüzünden onu sert bir dille payladı. Ardından yanına oturdu ve parmaklarını lirinin tellerinde gezdirmeye başladı. Düşünceleri mükemmelliğe ermiş olmalıydı, ne var ki teller yankılandıkça gözünde canlanan tek şey geçmişinin art görüntüleriydi. Bir zamanlar o da, şimdilerde cılız bir beklenti olduğunu bildiği o şeye sımsıkı tutunan, yitip gitmiş zamanların saf bir ahmağıydı. Ancak solgun ay ışığı ve usulca yankılanan o naif fısıltılar, gürleyen savaş borazanları arasında silinip gitmiş; geriye yalnızca tutulmamış o ağır yeminler kalmıştı. Belki de bir Harmost olmamalıydı diye geçirdi içinden, zira hiçbir zaman böylesine yüce sanrılara kapılmamıştı. Bunun yerine, tıpkı eskiden olduğu gibi, açık denizde yaşayanların soyundan gelenlerin daha az acı çekeceğinin hayalini kurmayı sürdürdü. "Tanrılara hiçbir zaman inanmadı; zira onlara gerçekten inananlar, onların adına asla gaddarlık yapmazdı." Bir abla kadar şefkatli ve sevgi dolu yoldaşı, vaktiyle barbar kabilelerin ne denli güvenilmez olduğundan işte böyle yakınmıştı. "Evet," diye geçirdi içinden, "tanrılara elbette inanmazdı. Fakat altın sarayın Sebastos'u söz konusu olduğunda kendisinin de ondan ne farkı vardı ki?" Yükselen o olsaydı, o da Sebastos'un huzurunda eğilirdi. Eğer intikama ant içen o olsaydı, hiç şüphesiz bir tanrının adıyla geldiği yalanına sığınırdı. Müzisyen, o gururlu müzisyen, alçak gönüllülük taslayan o müzisyen buna her zaman inanırdı. Tıpkı onun düşüncelerini okuyabildiği gibi, insanların yüreğindeki dile dökülmemiş kederleri de okuyabileceğine inanırdı. Böylece aradan nice zaman geçti, ta ki o asi hayal ışığın içinde yitip dağılana dek, Geçmişten kalan tüm husumet büsbütün silinip, dört bir yana savrulmuş sayısız irade su yollarında nihayet huzurlu bir uykuya dalana dek, Ta ki o son anda, gözlerini altın sarısı saçlı gezgine çevirdiğinde... Müzisyen ancak o vakit anlamıştı... Son saat gelip çatmadan, hiç kimsenin bir başkasının yüreğini anladığını iddia edemeyeceğini. Sadece o değildi. Can dostunun fanatizmi, kadın yoldaşının şefkati, Tanrı Kral'ının yüce tasarısı... Bunlardan tek birini bile tam manasıyla kavradığını iddia edemezdi. Belki de bu dünyadaki tüm ezgiler, asla bir arada çalınamayacak kırık dökük parçalardan ibaretti. Ve açık denizde suların üzerinde süzülenler de derinliklere batanlar da, en nihayetinde kendi yalnızlıkları içinde yankılanmaktan öteye gidemedi. Fakat artık bunun bir önemi kalmamıştı. Yaşanan her şey, çoktan akıp giden sulara karışmıştı. Asiliyle sefiliyle, safıyla kirlisiyle tüm düşler, Usulca dökülen yağmur damlaları gibi hepsi sulara karıştı, Onun paramparça bedenine sarılırken döktüğü gözyaşları misali, Gece ve gündüz senfonisinin gölgeleri arasında sessizce yitip gittiler.