Yarım Kalan Rüya
Eserler

Yarım Kalan Rüya

Nadirlik 5

Set Bonusları

2

2 Parça

+%18 Saldırı.

4

4 Parça

Savaş alanından ayrıldıktan 3sn sonra verilen Hasar %50 artar. Savaş sırasında 6 saniyeden daha uzun süre yakınlarda Yanma etkisinde bir düşman olmadığında Hasar Bonusu %0 olana kadar saniyede %10 azalır. Yanma etkisinde bir düşman varsa Hasar Bonusu %50'ye ulaşana kadar saniyede %10 artar. Bu etki, karakter savaş alanında olmasa da tetiklenebilir.

Türkçe

Alanlar

Parçalar

Parlak Çiçeklerin Koyu Meyvesi

Parlak Çiçeklerin Koyu Meyvesi

Yaşam Çiçeği

Gri taştan oyulmuş, altın varakla kaplı bir çiçek. Efsanelere göre, savaş sırasında dostla düşmanı ayırt etmek için kullanılırmış.

Hikâye

Kabilelerin sancaklarının tozla kaplandığı ve renklerini yavaş yavaş kaybettiği bir çağdı. Ve tahtın önünde, elinde kırık bir yüzükle üstünlük taslayan bir yarı insan duruyordu. Alacakaranlığın derin habercileri, uzak atalar ve ilk yükselenler tarafından bırakılan talimatlara bir daha asla kulak verilmemesi, bu talimatların ağaçların çamurla kaplanmış köklerinden, şenlik ateşlerinin titrek alevlerinden ya da ormanın derinliklerinde bulunan yansımalardan duyulmaması için kesin emirler verdi. İşte böylece o kadim kasvet, milyonlarca karanlığı yutan o an sonunda geldi; tıpkı kadim parşömenlerin üzerindeki kan lekeleri solduğunda bile gitmeyen demir kokusu gibi. Ve böylece, zifiri karanlık iyice yoğunlaşıp da derinlikleri ele geçirdiğinde kırmızı gözlü genç sayısız felaketin içinden geçerek, suyun ışık hüzmeleri gibi aktığı krallıktan kutsal şehrin tepelerine geri döndü. Süzülen bahçeye adımını attığında, kör ve kambur yaşlı kadının hırıltılı sesi hâlâ kulağını tırmalıyordu: "Uzaktaki bataklığın sarmaşıkları arasında hâlâ parlak çiçekler açıyor. Gidip ara, çünkü burası devlerin kafataslarıyla dolu ölüm diyarıdır. Gidip ara, soğuk ve acımasız gecede ayakta durup da kendilerini ateşe atmaya hâlâ istekli olan gerçekten dürüst kişileri. Ve unutma; onların tutkularına, nefretlerine, açgözlülüklerine ve hırslarına sakın ihanet edeyim deme! Hâlâ yanan alevlere bakmak isteyenlerin gözlerine inanmaktan vazgeçme." İlk gelen, elinde körelmiş bir tüy aksesuar tutan genç bir kızdı. Kız, çadırların arasında quetzal kuşu gibi süzülerek genç için bilgi topladı. İkincisi kahraman ikizlerdi. Büyük olanın dudakları ve dişleri tüm kılıçlardan daha keskindi ve küçük olanın sırtında tiranın kırbacının izleri duruyordu. Kızıl gözlü gencin Sürüngenleri nasıl kurtardığını duyan suskun savaşçı da gücünü göstermeye karar verdi. "Ama bu şehrin düzenini herkesten iyi bilen, açık ve gizli geçitlerdeki yolları gösterebilecek ve mekanizmaları rahatlıkla kullanabilecek birine ihtiyacımız var." Kızıl gözlü genç bunları söyledikten sonra, genellikle suskun ve mesafeli olan, Sürüngenlerin ve insanların bir arada barış içinde yaşamasını uman o güçlü kahraman, söylentiyi hatırladı ve bir zanaatkarın adını söyledi.

Solmuş Zümrüt Kuyruk

Solmuş Zümrüt Kuyruk

Ölüm Tüyü

Parlaklığı artık sönüp gitmiş, kuyruk tüyünden bir aksesuar. Üzerindeki desenlerin uzun zaman önce, çok yetenekli bir zanaatkarın ellerinden çıktığı söylenir.

Hikâye

"Turkuaz süslemeli oymalara gözlerini dikenlerin zihinleri ve ruhları, tasarımlarındaki ustalıkla ele geçirilecek; gözlerini karmaşık altın yazıtlara dikenler sanatçının olağanüstü işçiliği karşısında derinden etkilenecektir." Genç kız, derinden bağlı olduğu gencin emirlerine itaat etti ve sokaklardaki söylentilerde bu ünlü zanaatkarın izlerini aradı. Ancak sarayların bahçelerinde ve soyluların ziyafetlerinde aradığını bulamadı. Bu duruma iyice sinirlenen kız, süslü altın tüyü çıkardı ve loş ışığın altında rahmetli babasının yüzünü hatırladı. Yan tarafta, yüzünün yarısını cübbesinin arkasına saklamış bir ayyaş, soğuk bir ifadeyle tüyün üzerindeki desenlerin kökenini anlatıyordu. Böylesine güzel aksesuarları yapan kişinin, köhne bir handa aylak aylak dolaşan korkunç suratlı bir dilenci olacağı kimin aklına gelirdi? Şiddetli bir yangının yüzünde bıraktığı yaralar, şapkasının altında saklı olan yüzünün yarısını kaplamıştı; eti, erimiş bir kan çamurunu andırıyordu. Ama kız hiç korkmadı ve şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra aksesuarı ona uzattı. O gece, ışığı çoktan sönmüş olan süslemeyi seyrederken, kıza o topraklarda uzun süre önce kaybolmuş şeyleri anlattı. Uzun kuyruklu zümrüt renkli quetzal kuşunun hikayesi, herkesin saygı duyduğu biri için bir şey yapmak üzere görevlendirildiği zaman başlıyordu... "O benim babamdı ama kabilenin Sürüngenlerini koruduğu için mahkum edildi ve hayatı elinden alındı." Kızın sesi soğuktu. Zanaatkar, kendi gözlerindeki nefretin aynısını kızın gözlerinde de gördü. "O halde sana memnuniyetle hizmet edeceğim ... Efendisi." dedi, daha kız kendi niyetinden bile bahsetmemişken. Kalbinde ona hizmet etme isteği vardı ama bunu söylemesine gerek yoktu. Çünkü şu anda kızın kalbini başka birinin ele geçirdiğini görebiliyordu.

Zafer Anı

Zafer Anı

Kadim Kum Taneleri

Kadim bir krallığın zamanı tespit etmek için kullandığı bir güneş saati. Üzerinde, ancak dikkatlice bakıldığında görülebilen ufak işaretler vardır.

Hikâye

Yadigarları inceleyen araştırmacıların kafasını kurcalayan şeylerden biri, şehrin külle kaplı kadim harabelerinden çıkarılan çok sayıda güneş saati arasında, her nedense, bir oyma kalemiyle tam olarak aynı noktaya oyulmuş bir yazıt bulmalarıydı. Kanyonlardan gelenler, inançlarından vazgeçenlerin bir kez daha obsidiyen sütunları yakma zamanlarının geldiğine inanıyorlardı. O gün, kabile liderleri adına hareket eden madenlerin kızı Sakkuk, gezgin ruhları gecenin diyarına geri gönderdi. Darağaçlarından inenler, sözleşmelerinden vazgeçenlerin altı kabilenin Sürüngenleriyle bir kez daha sözleşme imzalama zamanlarının geldiğine inanıyorlardı. O gün, tüm savaşçıların güvenini kazanmış büyük bir kahraman olan suskun Yupanqui, kılıcını Sürüngenin boynuna dolanmış prangaları parçalamak için kullandı. Pınarın kaynağından gelenler, geçmişlerini unutanların dalga seslerini yeniden dinleme zamanlarının geldiğine inanıyorlardı. O gün, ikiz kahramanların büyüğü olan tatlı dilli Atawallpa, herkesin geçmiş zaferlere duyduğu arzuyu yeniden alevlendirdi. Bereketli topraklardan gelenler, ezilenlerin bir kez daha topraktan doğma zamanlarının geldiğine inanıyorlardı. O gün, ikiz kahramanların küçüğü olan şampiyon Waskar, karanlığın akıntısına karşı koyan ilk kişi oldu. Dağların zirvelerinden gelenler, kafeste olanların bir kez daha özgür yuvalarına dönme zamanlarının geldiğine inanıyorlardı. O gün, kızıl gözlü kahraman, tanrının ateşli gazabını uyandırdı, çürümüş şehri yakıp kül etti ve kabileyi eski haline geri döndürdü. Yalnızca gizemli dumandan gelen ve sırları bilen genç sessiz kaldı. Solgun parşömendeki resim aklıma geldi. Bir zamanlar güneşin üzerine bir kara gölge düştüğü söyleniyor. Uzun zamandır bu ana hazırlanan kahramanlar, boş tahtın önünde çılgın kralı devirme fırsatını yakaladılar. Pek bilinmeyen ve gayri resmi kayıtlarda geçen bilgilere göre, bu planın arkasındaki kişi ismini asla açıklamayan becerikli bir zanaatkardı. "Ancak zanaatkar, kabileleri yeniden iktidara getiren savaşta tek bir kelime dahi etmedi ve hiçbir iz bırakmadan eski hikayelerin içinde kaybolup gitti." Genç, güneş saatlerinin üzerindeki neredeyse bire bir aynı çizikleri eliyle düzeltti. Sayısız gün batımından önce ve planın uygulanacağı tarihin kararlaştırılmasından sonra, belki de hiç var olmamış olan o eller geçti aklından... Ve o ellerin sahibinin güneş saatlerinin üzerine o işaretleri kazıdığı anı düşündü.

Planın Hazırlandığı Şarap Kadehi

Planın Hazırlandığı Şarap Kadehi

Eonotem Kadehi

Üç ayaklı bir kadeh. Önceden kahramanlar ateşin etrafında toplanıp kadehlerini kaldırır, arzularından ve dileklerinden bahsedip içerlermiş.

Hikâye

Kızıl gözlü genç adama ve onun kahramanlarına yaşadığı zorluk ve sıkıntılardan bahsetti. Yasak şehrin kralının, bir zamanlar kabilelerden yetenekli zanaatkarları topladığı ve sırf hırslarını gerçekleştirmek uğruna, kanatları rüzgarda büyük sancaklar gibi dalgalanan devasa yaratıkları yerin altından çıkardığı söylenir. Ancak kralın dengesiz davranışları uzun zamandır biliniyordu ve bu yüzden, nihayet sırların derinlerine ulaştığı gün büyük bir yangın çıkardı. Her şeyi ve bunu bilen herkesi yakmak, harabelerle birlikte taş geçidin ardına gömmek niyetindeydi... Her şeyi yok eden alevlerin ortasında, umutsuz bir zanaatkar ölümün kapısında sersemlemiş bir halde uzanırken taş kafadan damlayan altın bir gözyaşı gözüne geldi ve o an birçok şey gördü. Sersemlemiş haldeyken gördüğü devasa yaratıklardan ve ustalıkla çalışan karmaşık makinalardan bahsetti. Akan alevlerin sürüklediği, uzaklardaki ufuktan gökyüzünde asılı duran ayın yuvarlağına uzanan gölgelerden bahsetti. "Yani o altın gözyaşı..." "Hayal ürünü hikayelerinin kaynağı mı?" Hikayeyi bir masal gibi dinleyen ikiz kahramanlar kıkırdayarak bu soruyu sordular. Ses tonlarındaki kuşkucu şakacılığı anlayabiliyordu, onlar hep böyleydi. Adam uzun zamandır zaten bu duruma alışmıştı. Genç kızın meraklı bakışlarının kendisine yöneldiğini hissettiğinde, yüzünün yarısındaki kasların hafifçe sızlamasına neden olan alaycı bir kahkaha attı. Aslında, hayatını neredeyse küle çeviren o alevlerde çok daha fazlasını görmüştü; akan altın desenler, harabelerden kaçmak üzere kullanılan başka bir yol ve çok uzaklara yayılan imparatorluğun kurulmasını sağlayan çeşitli katı kurallar gibi. Ancak ikincisi, gençlerin boyunu biraz fazla aşıyor olabilir... Dibinde yalnızca birkaç damla şarap kalmış olan fıçıyı bir kenara bıraktı. Belki de ortalık sakinleşip eski taşlar yerine oturduğunda ve biraz daha ilerleme kaydettiğinde her şeyi açıklayabilirdi ve bu durumdan memnundu. Çünkü o sıralarda en çılgın hayalleri, yeni kral için muhteşem bir imparatorluk duvarını nasıl inşa edeceğiyle alakalıydı.

Sahipsiz Taç

Sahipsiz Taç

Logos Tacı

Turkuaz ve zümrüt yeşili tüylerle süslenmiş altın bir taç. Bunca zaman hiçbir taç giyme töreninde kullanılmamış, kadife minderin üzerinde öylece duruyor.

Hikâye

Bir zamanlar birisi onun arzusunu yerine getirmiş ve kadim krallık yıkıldıktan sonra uzun süredir kullanılmayan tüy aksesuarlarını yeniden yapmayı kabul etmişti. Böylece uzun zaman önce saygısını kazanmış olan kişiye de aynı sözü verdi. Zamanı geldiğinde, karşılığında ona turkuaz bir taç verecekti. Siyah canavarın kasap bıçağının altında acı içinde kıvranan cesedi gördükten sonra, kendi elleriyle işleyip süslediği tacın, taç giyme törenine asla katılamayacak olan efendisini bekleyeceğini anladı. Yıllar sonra, madenlerin o yaşlı sahibesinin tuhaf tercihleri altı kabile arasında yayıldı. Rivayete göre yaşlı kadın her türden lüks mücevhere bayılıyordu ve bunların çoğu, günümüz zanaatkarlarının yapamadığı türdendi. Bunlar arasında, belirli bir zanaatkar tarafından imzalanmış bir eser varsa ve biri bunu ona vermek isterse ne pahasına olursa olsun değerli taşlarla o eseri takas ederdi. Sahte olsa bile kabul ederdi. Kabile halkı, ona sahtekarların açgözlülüğünü ödüllendirmemesi gerektiğini söylediğinde "Ah, böyle sahtekarlıklar onun namını lekelemeye yetmeyeceği için yapıyorum bunu!" diye yanıtlardı. Ayrıca, her ne kadar bundan bahsetmese de, bu tür eylemlerin o düzenbazların yanlarına kar kalmasına asla izin vermezdi. Kendilerini cesurca feda eden arkadaşlarının aksine onun hayatı çok uzun görünüyordu. Bu yüzden de kalan zamanını, özlediği kahramanların geride bıraktıklarını toplamak için kullandı. Sevdiği kızıl gözlü genç, görevini tamamladıktan sonra kutsal alevlere geri dönmüş ve ardında yalnızca hoş bir parıltı bırakmıştı. Sessiz kahraman, hükümdarın alevlerine düştüğünde, onun için en büyük ödül diğer gözüne yansıyan yeni dünya olmuştu. Kahraman ikizlerden birinin bir zamanlar çenesi hiç durmazdı, ancak kardeşinin düşmanlarının elinde öldüğüne tanık olduktan sonra acı dolu feryatları boğazını düğümledi. "Atawallpa da benden önce öldü... En zayıf olan ben olmama rağmen, en uzun süre yaşayanın da yine ben olacağım kimin aklına gelirdi? Kabilelerin bilgeleri sık sık, rüzgarların ve dalgaların savurduğu kişilerin sakin bir yaşamdan yorulacaklarını söylerler ve bu tarife ben de uyuyorum. Burada olmadığınız yıllar... Gerçekten çok sıkıcı geçti." Ancak uzun süre önce aramızdan ayrılan dostlarla yeniden bir araya geleceğimiz ve uzun süredir beklenen öngörünün gerçekleşeceği zaman mutlaka gelecek. Zanaatkarın yaptığı mücevherlerden gerçek olanları seçti. Sahtelerine kıyasla sayılarının çok az olduğunu fark etti ve onun adını taşıyan o şeylerle birlikte, bir daha dönmemek üzere karanlık geceye doğru yürüdü. Efsaneye göre, ertesi gün insanlar onun turkuaz tacı yerleştirdiği ağacın altında durdular ve onun son emirlerini yerine getireceklerine dair yemin ederek, kendisiyle birlikte götürdüğü usta zanaatkarın adını tarihten sildiler.

Katkılar
Yarım Kalan Rüya — Eserler | Genshin Impact Veritabanı