Rüzgarların Şekillendirdiği Bir Gün
Eserler

Rüzgarların Şekillendirdiği Bir Gün

★★★★★

Set Bonusları

2

2 Parça

+%18 Saldırı.

4

4 Parça

Bir Normal Saldırı, Yüklü Saldırı, Element Becerisi veya Element Patlaması bir düşmana isabet ettikten sonra 6 saniyeliğine Kır Rüzgarlarının Lütfu etkisi kazanılır: Saldırı %25 artar. Kuşanan karakter Cadının Ödevini tamamladıysa Kır Rüzgarlarının Lütfu gelişerek Kır Rüzgarlarının Azmi olur ve kuşanan karakterin Kritik Oranını fazladan %20 artırır. Bu etki, karakter savaş alanında olmasa da tetiklenebilir.

Türkçe

Alanlar

Parçalar

Rüzgar Çiçeğinin Vecizesi

Rüzgar Çiçeğinin Vecizesi

Yaşam Çiçeği

Asla solmayan mavi bir kristal çiçek. Geçmiş çağlarda bin rüzgarı ve sayısız çiçeği uyandıran gezgin bir kıza ait olduğu söylenir.

Hikâye

"Gunnhildr klanının lideri adına, yeni doğan tanrıya bağlılık yemini ederim." "Bıçak gibi keskin kuzey rüzgarlarında dolaştık; kefenler kadar soğuk acılara katlandık." "Vatanımız uzun zamandır gümüş bir ölüm sessizliğe gömülüydü; eski geleneklerimiz ıssız harabelere karışıp kayboldu." "Fakat tıpkı şiddetli rüzgarların dövdüğü çiçekler gibi, bizim de belimiz asla bükülmeyecek." "Zifiri karanlık günlerde arkadaşlığa asla ihanet etmeyeceğiz ve kanla yazılmış yemini asla unutmayacağız." "Gunnhildr klanının lideri adına, yeni doğan tanrıya bağlılık yemini ederim." "Gotini klanı gibi saf altından işlenmiş şakıyan kuşlar sunmayacağız." "Hlaewringi klanı gibi fevkalade savaş kahramanlıklarını rüzgara savuracak da değiliz." "Kutsal salonlar inşa eden Bructerilerin veya enfes dizeler sunan Sitonelerin aksine," "Biz rüzgarın önüne çiçeklerden, ateşli kalplerden ve asla solmayacak bir samimiyetten başka bir şey sermeyiz." "Gunnhildr klanının lideri adına, yeni doğan tanrıya bağlılık yemini ederim." "Şiddetli fırtınalara göğüs gerdik ve kulenin tepesinde ilahi bir varlıkla omuz omuza savaştık." "Tatlı esintiyi de gördük. Hüznün ardından, bahar güneşinin altında yeniden doğduk." "Bir gün rüzgarlar yeniden öfkelenirse ve bir tiran tekrar fanilere eziyet etmeye kalkışırsa," "Kutsal tahta bir kez daha sırtımızı dönmek anlamına gelse bile parlak çiçekleri kana bulamaktan çekinmeyeceğiz." "Şayet rüzgarlar daima nazik eser ve gökler diyarımıza lütufkar davranırsa," "Yeni rüzgarların bize bir zamanlar koruyucu lütfunu bahşetmesi gibi, biz de Mondstadt'ın şarkısını tereddüt etmeden koruyacağız." "Yüce Arkadya'nın torunları adına, yeni doğan tanrıyı bin rüzgarla taçlandırıyoruz." "Tüm varlıkların inancı şiirle bir olana dek, sözlerin eski hanımımızın sözleri gibi olsun." "Eski hanımımız senin gibi davranana dek eylemlerin onunki gibi olsun."

Şafağın Muhteşem Yemini

Şafağın Muhteşem Yemini

Ölüm Tüyü

Şafak kadar berrak, mavi bir tüy aksesuar. Geçmiş çağlarda adını terk etmiş bir muhafıza ait olduğu söylenir.

Hikâye

Solgun şafağın soğuk geceyi henüz delip geçmediği, eski ve çorak bir çağdı. Demir zırhlı savaşçı, açık gökyüzünü hiç görmemişti. Keskin rüzgarlar yukarıdaki donmuş gökleri uzakta tutuyordu. Savaşçılar emirlerine itaat etmeliydi. Karanlık sokaklarda gizlenen asileri, o yüksek kuleyi sarsmaya cüret edenleri daha beşikteyken boğmalılardı. Ancak savaşçı, o genç ozanın lirinin tellerinden dökülen şarkılarla kılıcını ve hançerini bir kenara bıraktı. Ne ihanetin dillerine kandı ne de yanılsamanın vaatlerine kapıldı. Savaşçı yalnızca, her canlının kanına yazılmış bir açlık olan kafesteki kuşun gökyüzü hasretine boyun eğdi. İster acı rüzgarların eğdiği ve çocuğun yanına sokulan yoksullar olsunlar, İster solgun ovalarda gezinen, binlerce rüzgara ve çiçeğe seslenen genç kız; İster çocuğun müziğiyle kalbi heyecanlanan küçük bir rüzgar perisi olsun, İster en az boyun eğdirmeleri söylenenler kadar aç kalmış askerler; İster gözlerinden mahrum kalmış yaşlı ozanlar olsun, ister elleri kesilmiş gezgin zanaatkarlar, İster adları vahşi rüzgarların uğultusunda kaybolmuş, hasta ve acı çeken sayısız ruh; Hepsi sabah esintisi kadar nazik, soğuk gecelere sızan şafak ışığı kadar sıcak o şarkıya dalmış, Hepsi bir olup gözlerini kaldırır ve hâlâ çok yukarılarda olan gökyüzüne bakarlardı. Tanrı Kral'ın en gözde sırdaşı olan suskun, demir gibi soğuk o avcı; dili sert ama kalbi temiz o kadın bile... Şüphesiz, o güzel elleri masumların kanına yalnızca eski efendisinin zoruyla bulanmıştı. Zira başka nasıl birkaç tatlı söz onu zalimden ayırıp o zalime karşı duranların yoluna sokabilirdi ki? Doğası gereği pek konuşkan olmasa da o da yoldaşları gibi daha nazik bir şafağın gelmesini özlemiş olmalı... Ve böylece sessiz savaşçı, hem görevini hem de adını bir kenara atarak gölgelerin içinden tuzağını ördü, Sabahın şarkısını söyleyen çocuk için uzun geceye dağılmış rüzgarları topladı, ta ki sonunda yükselip görkemli fırtına duvarına karşı esene dek. "Bırak isimsiz çiçekler gözyaşlarını bir öpücükle silsin, yarının getireceği ayrılık için kederlenme." "Şafağın nefesi adımı silene ve senin için gerçek ışığı ortaya çıkarana dek."

Bahar Şarkısında Bir Nota

Bahar Şarkısında Bir Nota

Kadim Kum Taneleri

Mavi kumlarla dolu bir kum saati. Bilinmeyen bir sebepten ötürü her ne kadar çevrilirse çevrilsin içindeki kumlar yerinden oynamaz.

Hikâye

"Ne demirden kılıçlar onu kesebilir ne de taşlar onu hapsedebilir." "Rüzgar, gelecekten korkmadan ona doğru eser." "Ey kederli tiran, ellerine ne kadar kan bulaşırsa bulaşsın," "Rüzgar esmeye devam ettiği sürece şarkının özgürlüğünü asla sahiplenemeyeceksin." Fırtına, yıkılmakta olan kutsal tahtın önünde şiddetle eserken çelimsiz genç, lirinin tellerine son kez vurdu. Bir zamanlar sadece karanlık sokakların gölgelerinde çalınan, ezilenlere cesaret fısıldayan o melodi, Artık yılların yorucu mücadelesiyle dövülmüş; hiçbir fırtınanın parçalayamayacağı bir kasırgaya, kalabalıkların kükreyen bir isyanına dönüşmüştü. Eğer fani beden tanrıların makamını aşamıyorsa, eğer "bu anın" şarkısı felaketin elini durduramıyorsa, O halde bırak da sayısız "anın" arzuları, çağlar boyunca yankılanan özgürlük hasretiyle birleşsin. Tek bir anın iliklere işleyen nefreti, rüzgarda savrulan taç yaprakları gibi Zaman'ın enginliğinde dağılsın. O tek ve olağanüstü anda, bedeni bir enstrümana dönüşen genç, bir zamanlar yalnızca Zamanın Efendisi'ne ait olan telleri çaldı. Bin Rüzgarın Annesi bile şaşırmış, gözleri kısa bir anlığına ıssız kuzey topraklarına dönmüştü. O şiddetli, anlık fırtına; rüzgarın ve renklerin bin yıllık bir şiirine dönüştü, Berrak pınarları ve hoş kokulu meyve şaraplarını okşayan esintilere, çamların uzak şarkılarına ve yemyeşil tarlalardaki pastoral melodilere dönüştü. Hem soylu kanı döken hem de zehirli ejderhayı deşen kılıç, eski zamanların vakur yeminleri ve aşıkların iç çekişleri oldu. Şafak sökerken bin yıllık senfoni ilk notasını çaldı. Adı Mondstadt'tır ve kalplerinde özgürlük barındıran herkes de onun müzisyenleridir. Fakat tellere ilk vuranın eti ve kanı, bir ulusun şarkısının ağırlığını taşıyamadı. Zamanın gasp edilmiş gücünü çağıran o büyük senfoni, bir anlık yakıcı öfkeyi bin yıllık bir anın içine akıttı. Ozanın bedeni çöken kuleyle birlikte düştü ve ebediyen yaşaması gereken ismi, zamanın rüzgarlarıyla silinip gitti. Tıpkı baharın nefesiyle eriyen narin karlar gibi, hem hafızanın hem de sesin hatırlayamayacağı kadar kayboldu. Yalnızca o minik rüzgar ruhu, Zamanın ve Rüzgarın Annesi'nin iktidarını ona bahşettiği gün, Geçmiş günlerden bir zaman ipliğini, yılların tersine akışının bile kurtaramayacağı o isimle birlikte sessizce sahiplendi. "Sevgili dostum, şimdi bu bin yıllık esintiyi ve onunla birlikte neşe hasretini ve özgürlük düşlerini al." "Benim yasımı tutma. Rüzgar estiği sürece tıpkı bir zamanlar benim yaptığım gibi halk da yarına dair umutlarına şarkılar yazacaktır."

Heldenepos'un Anlatılmayan Hikayesi

Heldenepos'un Anlatılmayan Hikayesi

Eonotem Kadehi

Mavi yüzeyi zamanla eskimiş kadim bir kadeh. Geçmiş çağlarda isimsiz bir ozana ait olduğu söylenir.

Hikâye

Ilıman bahar rüzgarlarının henüz buzları ve karları eritmediği, eski ve çorak bir çağdı. Buz mavisi kadehler hiç tatlı şarap görmemişti; fani dudaklardan acı şarkılardan başka bir şey dökülmezdi. Suskun okçu, boyun eğmez rüzgar duvarını delmek için canını feda ederek son okunu tirana fırlattı. Meydan okuma nidaları yükseldi ve esinti dalgalanarak fırtınalı bir gelgite dönüştü, yalnız kralın kalbinin derinliklerine saplandı. Böylece ölümlülerin tanrılara karşı isyanı sona ermeliydi, zira Fırtınanın Efendisi yüksek kulesinden aşağı atılmıştı. Ancak zincirlerinden kurtulan kahramanlar, henüz kaybettikleri yoldaşlarının yasını tutamadan, Yeni bir hayata kavuşan herkesi yutmak niyetine sahip vahşi ve kötü bir fırtına toplandı. Herkes tarafından terk edilmiş ve sanrıları yıkılmış tiranın, tahtının enkazı ortasındaki son ağıdı buydu. Sonları yaklaşırken hınca tutunan en zayıf tanrılar bile ölümlü ellerin yaptığı en kudretli kaleleri devirebilir. Hele ki gücüyle buzu ve karı parçalayabilen, gazap rüzgarlarıyla dağları yarabilen ve tek bir okla ejderhaları düşürebilen Tanrı Kral'ın kendisi. Kendini var gücüyle tanrı katletmeye adayanlar, artık bu beklenmedik felakete engel olamıyordu. Harabelerin üzerinde yeniden alevlenen umut, gazaplı fırtına tarafından yutulmaya ve mutlak bir viraneliğe yol açmaya mahkum görünüyordu. Kükreyen yıkım tam saldırmak üzereyken perinin, şövalyenin ve kulenin altındaki herkesin gördüğü şey... ... Savaşta tecrübesiz, vücudu çelimsiz bir oğlandı. Şiddetli rüzgara doğru ilerlerken parmakları lirinin tellerinde dans ediyordu. Daha önce hiçbir şarkı o anın gizli sırrını açığa çıkarmamış, hiçbir şiir de gerçeğini sorgulamamıştı. Yeryüzünün kemiklerini parçalayacak dişlere sahip olan rüzgar aniden sustu. Daha sonraki inananlar buna bir mucize diyecekti. Şafaktan önce yazılmış sözleri yüce Şarkılar Tanrısından başkası bilmez...

Aşk ve Ağıt Baladı

Aşk ve Ağıt Baladı

Logos Tacı

Yeşim ve mavi kristallerle bezeli, gösterişli bir saç aksesuarı. Geçmiş çağlarda Fırtına Efendisi tarafından gözde bir kişiye bahşedilmiş bir nişan olduğu söylenir.

Hikâye

Altın kadehlerde kan kırmızısı şarap parıldıyor, su rengi yeşim ise solgun örgüleri süslüyordu. Çıplak ayaklar artık gümüş kar tanelerine basmıyor; yalnızca gümüş parçaları kar gibi ayaklarının etrafına dökülüyordu. Yükselen kulenin gölgesinin altında, aldatıcı bir büyünün hapishanesinin ortasında, avcı kadın bir tiran tarafından sevildiğine inanıyordu. Ona saf altından mekanik bir öten kuş sunan ve karşılığında yalnızca canını bağışlamasını dileyen gezgin bir zanaatkar vardı. Böyle bir oyuncağın bir daha başkasının keyfi için yapılmaması adına, kralının soğuk ve keskin rüzgarıyla zanaatkarın iki eli de kesilmişti. Kadim cehalete batmış olan soy, gazap rüzgarına boyun eğip onu bir kurban gibi kulenin kralına sunduğunda, Bir zamanlar solgun dallarda baykuşlarla tünemiş ve ovalarda şahinlerle dans etmiş olan avcı, Herkesin korktuğu Rüzgarın Efendisi'nin, yaydaki ustalığından ötürü onu gözde danışmanlık makamına yükselteceğini bilmiyordu. Kralıyla tanışmadan önce ne sevginin şefkatini ne de nefretin yakıcı sızısını bilirdi. Kralıyla tanışmadan önce, ovalarda gezinen avcının yüreğini hiçbir insan kalbi titretmemişti. Eğer nezaket ve özgürlük hayalleriyle doğanlar varsa, şarkılarıyla rüzgarın ördüğü viranelik duvarını yarmaya hasret duyanlar varsa, Ve tanrılar bile kendi sanrılarına ve kibirlerine kapılıp sonsuzluk denen çorak rüyada boğulmaya mahkumsa, Bir de doğuştan eksik olanlar vardır ki, içi boş kalplerini yalnızca körü körüne bir adanmışlıkla doldurabilirler. "Sevgili efendim... Sizden başka hiç kimse bana tatlı rüyalar göstermedi." "Ne dalgaların kumlara busesi ne de ormanın yemyeşil toprağı kucaklayışı." Hırçın rüzgar, korkak karıncaların ızdırabını asla yansıtmadı, Ve gözleri Tanrı Kral'ın yalnız silüetinden başkasını görmüyordu. Ona sevginin anlamını öğreten efendisi ve kurtarıcısı için, O korku ve nefret dolu gözlerin sönmesi yerindeydi. Ancak... Kralına sunduğu zaferlerin bir önemi yoktu, Kralının zindanlarında kaç boğazı delip geçtiğinin, Başkaldıran kaç köyün harabeye döndüğünün, Kaç kez kulağına usulca fısıltılar çalındığının... Kulenin tepesindeki tahtına oturmuş, hırçın rüzgarın taçlandırdığı kral, Tebaasının her birini hor gören, ezen ve şımartan, Bahsettiği sevgiyi avcı kadına hiç yağdırmadı. Sıradan halka verdiği sevgide asla cimrilik yapmadı, Ölümlü bedeni parçalayabilecek o şiddetli rüzgar. Kör sadakatinden uyandığında, içtenlikle konuşan tek kişinin kendisi olduğunu fark etti. İlk buluşmadan ve arada geçen tüm günlerden beri, Avcı kadının sureti, kralın gözlerinin derinliklerinde asla yansımadı. Evet, evet, rüzgarın peçesi ve nazik fısıltıların altında sunulan danslar bile ona kralın bir anlık bakışını kazandıramadıysa, Eğer tüm o kanlı zaferlerin ve katliamın zevki bile kralın yalnız ve yalnız kendisine bakmasını sağlayamadıysa... O halde bakışları, avcı kadının suretinin dağlandığı o anda sonsuza dek takılı kalsın. Kralın sevgisine karşılık vermeye layık yegane hazine buydu, bunu kavrayabiliyordu avcı kadın. Kralın gösterdiği her şeyin içinde yalnızca bu gerçekten de sevgi olarak adlandırılabilirdi. Çünkü kral sevgiden bahsederken ona yalnızca jilet gibi keskin rüzgarlar eşlik ederdi. "Sevgili efendim... Kalbim senden başkasını sevmeyecek." "Sana yalvarıyorum, ne olur benden başkasına bakma." Sevgiden bihaber bir fani, sevgiyi asla bilemeyecek bir tanrıya böyle dedi. Birbirlerini parçaladıkları o anda bile, aslında ikisi de karşısındakinin kalbini tanımamıştı.

Katkılar
Rüzgarların Şekillendirdiği Bir Gün — Eserler | Genshin Impact Veritabanı